23 Ocak 2014 Perşembe

İzmit Fotoğrafçı Çocuklar Atölyeleri

İZMİT BEKİRPAŞA ESKİ CEPHANELİK ÇADIRKENTİ, İZMİT ODTÜ PREFABRİKLERİ, İZMİT ŞİRİNTEPE SLR FOTOĞRAFÇI ÇOCUKLAR ATÖLYELERİ

GÖKHAN GEZİK 

FOTOĞRAFÇI ÇOCUKLAR ATÖLYESİ’NİN AMACI   

            Dünyada meydana gelen tüm savaşlardan, afetlerden, zorunlu göçlerden, yıkımlardan en çok etkilenenler hep çocuklar olmuştur. Marmara depreminde de afetin büyüklüğü, çocukların yaşamış oldukları travmanın da büyük olmasına neden olmuştu. Yapacağımız çalışma ile depremin çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmaya çalışacak, aynı zamanda fotoğraf aracılığıyla kendilerini ifade etme, gerçekleştirme, çevrelerine “fotoğraf gözüyle” bakma imkânı sunacaktık. Tabii ki çalışmanın sonucunda çocukların ortaya çıkaracakları ürünlerin sergi, kitap vs. gibi araçlarla başkalarıyla da paylaşmaları sağlanacaktı.

ATÖLYE SÜRECİ

            Depremden yaklaşık iki ay sonra İzmit Bekirpaşa Eski Cephanelik Çadırkenti’nde Dayanışma Gönüllüleri olarak Enfants du Monde-Droits de L’homme birlikteliği ile gerçekleştirdiğimiz Fotoğrafçı Çocuklar Atölyesi hazırlık süreci ile dört ay sürdü. Askerlerin terk ettikleri yalnız sınırlarını korudukları Eski Cephanelik Çadırkenti içinde 4 numaralı fünye deposunu fotoğrafçı çocuklar atölyesi olarak belirledik ve buranın karanlık oda için uygun hale getirilmesini sağladık.

            Dört ay süren fotoğrafçı çocuklar atölyesinde yaşları 8 ile 17 arasında değişen 133 çocuk-genç ile ilişkilendik, 50 çocuk ile atölyeyi tamamladık. İki gönüllü eğitmen sürekli çadırkentte olmak üzere yedi gönüllü eğitmen ile çalışmayı gerçekleştirdik. Atölye sonunda çalışmaya katılan çocuklarla birlikte sergi baskılarını hazırlamaya başladık. İlk sergiyi çadırkent içinde Dayanışma Gönüllüleri’nin kurmuş olduğu kütüphanede açtık.

            İlk serginin ardından İzmit genelinde çadırkentler boşaltılmaya, bunların yerini Prefabrik kentler almaya başladı. Çadırkentte gerçekleştirdiğimiz Fotoğrafçı Çocuklar atölyesinin başarısı, olumlu sonuçları ve çocuklarla karşılıklı olarak çalışmaya devam etme isteği bizi yeni bir atölye kurmaya yöneltti. İzmit Plajyolu’nda ODTÜ mezunları derneği’nin kurduğu prefabrik kent ikinci durağımız oldu. Dernek yöneticilerinin daveti ile burada yer alan sosyal merkezde yeni atölyemizi kurduk ve hemen çalışmaya başladık. Eski Cephanelik çadırkentinin boşaltılmasıyla fotoğrafçı çocukların aileleri farklı prefabrik kentlere ya da mahallelerine geri dönmüşlerdi. ODTÜ prefabrikleri de mahallelerine ya da taşındıkları prefabriklere uzak bir noktadaydı. Bu yüzden ilk atölyeden on çocuk ikinci atölyedeki çalışmalara katılabildi. ODTÜ Prefabriklerinde ilk işimiz buradaki çocuklarla birlikte ailelere de fotoğraf atölyesini ve amacımızı anlatmak oldu. İlk atölyeden gelen on çocuk da hem bizi motive ediyor hem de ODTÜ prefabriklerinde yaşayan yeni fotoğrafçı çocuklara da iyi birer örnek oluyorlardı. Yeni çocuklarla çalışırken eskiler de bize asistanlık yapıyorlar, zaman zaman da bizden gönüllü eğitmenliği devralıyorlardı. Bu dönemde ilk fotoğrafçı çocuklarla biz gönüllü eğitmenleri çok mutlu eden aynı zamanda yeni fotoğrafçı çocukları da heveslendiren gelişme ilk fotoğrafçı çocuklar atölyesinin fotoğraf albümünün çıkması olmuştu.

            2000 yılında İFSAK FOTOĞAF ÖDÜLÜ Fotoğrafçı Çocuklara verildi. Çocukların ödülü alırken yaşadıkları mutluluk görülmeye değerdi. Tabii gönüllü eğitmenlerin de!

ATÖLYEYİ TAMAMLAYANLAR-TAMAMLAYAMAYANLAR VE NEDENLERİ

            İzmit Bekirpaşa fotoğrafçı çocuklar atölyesine 133 çocuk katıldı, ancak atölyeyi tamamlayan çocuk sayısı 50 oldu. Bunun nedenleri arasında çadırkentteki dayanışma gönüllüleri atölyelerinin sayısının çokluğuydu ve çocuklar-gençler bir süre sonra çadırkentteki farklı faaliyetlere yönelmişlerdi, farklı ilgi alanları oluşmuştu. Okulların açılması da atölyeye olan ilgiyi olumsuz yönde etkilemişti. Üçüncü olarak evleri hasarsız ya da az hasarlı olan ailelerin kışın olumsuz etkilerinin artmasıyla birlikte evlerine dönmeleriydi. 

            İzmit Plajyolu ODTÜ prefabrikleri sosyal merkezinde açılan ikinci fotoğrafçı çocuklar atölyesine 10 çocuk ilk atölyeden, yaklaşık 20 çocuk da ODTÜ prefabriklerinden katıldı. Gönüllü eğitmenler için önemli bir deneyim olan ikinci atölye ilk fotoğrafçı çocuklar için de önemli bir deneyimdi. Yeni atölyede eğitmenlere asistanlık ve yeni fotoğrafçı çocuklara da gönüllü eğitmenlik yapmaya başlamışlardı. ODTÜ prefabriklerinden yaklaşık 10 çocuk ile atölye süresince çalıştık ancak özellikle çocukların futbol’a olan ilgileri atölyeye olan ilgilerinin önüne geçti.

Artık yaz aylarına girmemiz de prefabrik atölyenin aşırı ısınması nedeniyle çalışmamızı etkilemişti. Çadırkentteyken atölyede çalışmak istedikleri zaman çocuklar sabah erken saatlerde çadırımıza gelip bizi uyandırırlardı ancak biz ODTÜ prefabriklerine uzak Yeşilova Prefabriklerinde kalıyorduk ve bu fiziki uzaklık çalışmalarımızı etkiliyordu. İlk atölyeden katılan 10 çocuk da ODTÜ prefabriklerine olan uzaklıkları nedeniyle atölyeye düzenli katılamadı. Ancak bu süreçte ilk atölyenin fotoğraf albümünün çıkması onları ayrıca mutlu ve motive etti. Onlardaki bu mutluluk ve motivasyon bizi üçüncü atölye olan Şirintepe SLR Atölyesini açmaya yöneltti.


            İzmit Şirintepe SLR atölyesini Şirintepede 7. Boru İlköğretim okulu yanında kurulmuş olan Sosyal Merkezde açtık. Fotoğrafçı çocuklar atölyesinin devamı olarak düşündüğümüz atölyeye Lokomotif ekibimiz olan eski cephanelik çadırkenti fotoğrafçı çocuklarından 10 kişilik ekip buradaki atölyeye de katıldı. Şirintepe atölyesinin ilköğretim okulunun yanında olmasını bir avantaj olarak gördük ve okuldaki öğrencilere kendimizi tanıtmak, atölyede ne yaptığımızı anlatmak için okul yönetiminden aldığımız izinle sınıfları gezdik ve çalışmalarımızı anlattık. Başlangıçta yoğun ilgiyle karşılaştığımız Şirintepe’de okulların kapanmasıyla birlikte katılımcı sayısı oldukça düştü. Çadırkentte ve prefabriklerde çocuklar atölyeye gelmedikleri zaman çadırlarını ya da prefabriklerini ziyaret edebiliyorduk ancak Şirintepede böyle bir imkânımız olmadı. Çocukların atölyeye gelmesinin bekledik. Ancak ilk fotoğrafçı çocuklar düzenli olamasa da atölyeyi bırakmadılar. Ulaşım sorununu çözemediğimiz için sadece atölyeye geliş periyotları azaldı. Biz de hem onların hem de kendi motivasyonumuzu arttırmak için atölyeyi Şirintepe SLR atölyesi olarak değiştirme kararı aldık. Bir yılı aşkın süredir kompakt makinelerle çalışan çocuklara makineleri yetersiz gelmeye ve makinelerini bizim kullandığımız SLR makinelerle kıyaslamaya başlamışlardı. Çocukların SLR makinelere geçmeleri çok kolay oldu. Zaten uzun zamandan beri kullandıkları kompakt makineleri bizim SLR makinelerimiz ile kıyaslıyorlardı. Biz de hemen SLR atölyesi programı ve yöntemini oluşturduk. Çocukların SLR makineleri öğrenmeleri kolay oldu. SLR’nin tekniğini kolayca kavradılar. “İzmit Belgeseli” adını koydukları foto-röportajlarını çekmeye SLR makineleri ile devam ettiler.


“İzmit Belgeseli” ortaya oldukça başarılı fotoğraflar ortaya çıkardı, ODTÜ ve Şirintepe atölyelerinin tüm ürünleri sergi baskıları yapılmak üzere arşivlendi.


ATÖLYE MEKANLARI          

            İzmit’te depremden sonra çocuklarla başladığımız Fotoğrafçı Çocuklar atölyeleri birbirinden farklı fiziki koşullara sahiptiler. Cephanelik Çadırkentinde yapılan ilk çalışmada fotoğraf atölyemiz uzun süredir kullanılmamış, elektrik ve suyu olmayan ısı ve ışık yalıtımı yeterli olmayan askeri amaçla kullanılmış eski bir fünye deposuydu. Buranın fiziki şartlarının fotoğraf atölyesine ve S&B bir karanlık odaya dönüştürülmesi için yoğun çaba ve emek harcadık. Bu şartlarda bir atölye kurmak biz gönüllü eğitmenler için de önemli bir deneyim olmuştu. 

            ODTÜ ve Şirintepe atölyeleri fiziki şartları açısından benzer özellikler taşıyordu.

Her iki atölye de sosyal merkezler içinde yer alan prefabrik yapılardı. Bu mekanlarda atölyeleri genelde yaz aylarında yaptığımız için en büyük problemimiz sıcak hava olmuştu, bu nedenle çocuklarla atölyelerde daha kısa süreli çalışabiliyorduk. İlk iki atölyenin çadırkentte ve prefabrik kentte olması bizim için bir avantajdı. Çocuklarla birlikte ailelere de ulaşmak da kolaydı. Böylelikle hem biz çocuklara kolay ulaşabiliyor hem de aileler çocuklarını gönül rahatlığıyla atölyeye gönderiyorlardı. Şirintepe atölyesinin prefabriklerden bağımsız, sosyal merkez içinde olması ailelerle irtibatımızın olmamasına neden olmuştu. Okulların kapanması da çalışmalarımızı olumsuz etkilemişti. Şirintepe atölyesinin ilk atölyeden gelen 10 çocuğun da oturdukları yerlere uzak olması onların da atölyeye geliş periyodlarını azaltmıştı.


ÇALIŞMAYI GERÇEKLEŞTİREN KURUMLAR

            İzmit Bekirpaşa Eski Cephanelik Çadırkenti Fotoğrafçı Çocuklar Atölyesi Dayanışma Gönüllüleri ve Enfants Du Monde- Droıts De L’Homme( Dünya Çocukları-İnsan Hakları)’un İzmit Bekirpaşa Belediyesi’nin desteğiyle birlikte gerçekleştirdikleri çalışmaydı.


İzmit ODTÜ Prefabrik Kenti Fotoğrafçı Çocuklar Atölyesi, ODTÜ Mezunları Derneği’nin desteği ile Dayanışma Gönüllüleri faaliyetiydi. (Ağustos 2000-Kasım 2000)


İzmit Şirintepe SLR Fotoğrafçı Çocuklar Atölyesi, Fotoğraf Vakfı bünyesinde Dayanışma Gönüllüleri Derneği’nin desteği ile gerçekleştirildi. (Nisan 2001-Mart 2002)


ÇALIŞMAYI SÜRDÜREN GÖNÜLLÜ EĞİTMENLER 

            İzmit Eski Cephanelik Çadırkenti Fotoğrafçı çocuklar Atölyesi’nde gönüllü eğitmen olarak katılanlar; Özcan Yurdalan, Allaoua Sayad, Mehmet Kaçmaz, Gökhan Gezik, Alp Sezeralp, Baha Bal ve Dora Günel dışında çalışmaya destek veren birçok fotoğrafçı arkadaşımız oldu. 

ODTÜ prefabrikleri Fotoğrafçı Çocuklar Atölyesi ve Şirintepe SLR Fotoğrafçı Çocuklar Atölyesine gönüllü eğitmenlik yapanlar; Özcan Yurdalan, Mehmet Kaçmaz, Gökhan Gezik dışında Atölyeleri ziyaret eden fotoğrafçı arkadaşlarımız da fotoğrafçı çocuklarla bilgi ve deneyim paylaşımında bulundular.


İzmit Eski Cephanelik Çadırkenti Fotoğrafçı çocuklar Atölyesi’nde iki gönüllü eğitmen sürekli çadırkentte kaldı, böylece atölyelerin hergün açık kalması sağlandı, Atölyede kullanılan günlük gönüllü eğitmenlerin planlı ve koordineli çalışmalarını sağladı. Sonraki iki atölyede de günlük kullanmaya devam ettik.

PARASAL KAYNAK

            Atölyelerde kullanılan demirbaş ve tüketim malzemelerinin temininde öncelikli olarak gönüllü katılım ve bağış yöntemini kullandık. Yaygın bir destek ağına ulaştık. Agrandizör ya da film yıkama ekipmanlarını İstanbul ve Ankara’daki kişi ve kurumlardan sağlarken İlk atölyede birlikte çalıştığımız Enfants Du Monde tüketim malzemelerinin alınmasında destek oldu.


ÇALIŞMA YÖNTEMİ ve ÇALIŞMA KONULARI

            Atölyelerde çocuklarla gerçekleştirilen fotoğraf çalışmalarını gönüllü eğitmenler sürdürdü. Bu çalışmanın öncesinde bize örnek oluşturacak benzer bir çalışma yoktu ve çalışma yöntemini bizim oluşturmamız gerekiyordu. Bu yönüyle biz de bir eğitim sürecinden geçecektik. Deneyerek çocuklarla birlikte öğrenecektik.

Çalışacağımız çocukların büyük bir afet geçirmiş olmaları çalışmanın önemini ve zorluğunu arttırıyordu. Bir taraftan çocukların bu büyük afeti unutmalarına yardımcı olacak diğer taraftan onların kendilerini ifade etme yöntemi olacak fotoğrafçılığı öğretecektik. Örneğin gece meydana gelen depremde tüm şehrin elektrikleri de kesilmişti, dolayısıyla çocukların karanlıktan korkmaları olasıydı. Bu nedenle karanlık odada çalışmak bir dezavantajdı.    Çocuklarla temel fotoğrafçılık bilgilerini paylaştıktan sonra onların çekmek istedikleri konularda foto-röportajlar hazırlamalarını sağlayacaktık.


            Fotoğrafçı çocuklar atölyesinde çalışma yöntemi şu şekilde gerçekleştirildi;


  • Yapılan çalışmalarda öncelikle çocukların yaratıcılıklarının ön plana çıkarılması sağlandı(örneğin kompozisyon kuralları öğretilirken, kendi kompozisyonlarını oluşturmaları önerildi),
  • Çocukların deneyerek-uygulayarak öğrenecekleri bir yol izlendi,
  • Çocuklar atölyede yaptıkları çalışmaları, fotoğraflamak üzere seçtikleri konuları birbirleriyle ve gönüllü eğitmenleriyle tartışabildi,
  • Çocuklarla eğitmenler arasında dayatmacı olmayan eşit ilişki kuruldu, iki tarafında çalışmaya gönüllü katıldığı vurgusu yapıldı, ancak disiplinli çalışmanın da önemi belirtildi,
  • Ödül, ceza ve yarışma’dan kaçınıldı.

Çocuklarla yaptığımız çalışmalar sırasıyla;


  • Temel düzeyde kompakt fotoğraf makinesinin kullanımı ve kısımları,
  • Filmlerin özellikleri, yapıları ve fotoğraf makinesinde kullanılması

  • S&B karanlık oda ekipmanlarının tanıtılması ve karanlık oda kullanımı,
  • Fotoğraf kartı üzerine birtakım nesneler koyarak anlamlı bir görüntü oluşturma çalışması olan fotogram,
  • Temel kompozisyon kuralları, bu kuralları uygulayarak ya da bozarak çocuklarla birlikte yapılan çekimler,
  • Filmlerin yıkanması,
  • Filmlerden kontak baskı alınması,
  • Filmlerin arşivlenmesi ve sergi baskılarının yapılması atölyedeki belli başlı çalışmalardı.

Çocukların belirli bir tema belirleyerek bu tema ile ilgili bir foto-röportaj oluşturmaları sağlandı. Atölyede her gün yapılan çalışmalar gönüllü eğitmenler tarafından atölye seyir defterine kaydedildi. Böylece çocuklarla yapılan çalışmaların takibi ve gönüllü eğitmenler arasındaki koordinasyon sağlanmış oldu. Fotoğrafçı çocukların konu seçimlerinde yöntem öncelikli olarak onların çekmek istedikleri konulardan oluşuyordu. Örneğin; “ Çadırkentte Yaşam” ya da “Annemin bir günü”. Her birinin kendisine ait bir defteri olan fotoğrafçı çocuklar çekim yapmak üzere seçtikleri konuları ve çekecekleri planları öncelikle bu defterlere yazıp daha sonra görüntüye dönüştürüyorlardı. Böylece çocuklar seçtikleri foto-röportaj konularını eksiksiz bir şekilde gerçekleştiriyorlardı. Atölye bitiminde sergi hazırlıklarına başladık, her çocuğun sergi baskısını kendisi ile birlikte yaparak sergiyi hazırladık. Her çocuktan en az bir fotoğrafın sergide olmasına özen gösterdik.


 ATÖLYE EKİPMANLARI

         Çocuklarla Fotoğraf Atölyesi’nde kullanılan ekipmanlar şunlardır;

  1. Agrandizör
  2. Agrandizör poz saati(Timer)
  3. 18x24 cm. üç küvet, 50x60cm. bir küvet
  4. Üç adet maşa
  5. Derece
  6. Ölçekli kap
  7. 5’li film yıkama tankı
  8. 8 adet spiral
  9. Alarmlı saat
  10. Beyaz ampul
  11. Kırmızı ampul
  12. Su ısıtıcısı
  13. 5 lt’lik kart banyosu
  14. 5 lt’lik film banyosu
  15. 10 adet compact fotoğraf makinesi flaşlı ve mekanik kurmalı
  16. 125 ve 400 ASA S/B filmler
  17. Film arşiv poşeti
  18. Arşiv için klasörler
  19. Büyüteç
  20. Çocuklar için yazı defterleri
  21. Eğitmen için “seyir defteri”
  22. Makas
  23. Koli bandı ve şeffaf bant
  24. Yapışkan
  25. Bol miktarda fotoğraf dergileri
  26. Radyo-teyp

 ÇALIŞMA SIRASINDA KARŞILAŞILAN ZORLUKLAR-ÇÖZÜMLER

            Fotoğrafçı Çocuklar Atölyesinde karşılaştığımız zorluklar daha çok fiziki şartlardan kaynaklanıyordu. Atölyeye çektiğimiz elektriğin sık kesilmesi veya suyun taşıma yöntemle atölyeye getirilmesi çalışmaların aksamasına neden olabiliyordu. Bunların yanısıra ısı ve ışık yalıtımı da sorunluydu. Isınmayı elektrik sobası ile ışık yalıtımını da siyah ceset torbaları ile sağladık ancak bu konuyu çocuklarla paylaşmadık! Her ne kadar çözüm biraz gürültülü olsa da elektrik sorununu bir jeneratör desteği ile çözdük.


Gece meydana gelen Marmara depreminde şehrin elektriklerinin de kesilmesi çocukları olumsuz etkilemişti. Çocuklarla yaptığımız çalışmanın büyük bölümü karanlık odada geçiyordu. Bu çalışmamız için bir dezavantajdı. Çocuklardan birkaçıyla bu nedenle çalışamadık. Birlikte çalıştıklarımızla karanlık oda yerine fotoğraf atölyesi adını tercih ettik. Çocuklar da bu adı benimsediler.

            Çocukların atölyenin çalışma saatlerine uymalarını sağladık, çocuklara bu çalışmayı onlarla birlikte gönüllü gerçekleştirdiğimizi anlatırken disiplinin önemine de vurgu yaptık, haber vermeden atölyeye gelmeyenlerin çadırlarına gittik, neden gelmediklerini öğrenmeye çalıştık. Atölyenin tek çocuk dahi olsa her gün açık kalmasını sağladık. Çalışmanın sonucunda bir sergi ve kitap hazırlayacağımızı çocuklarla paylaşarak onların bu çalışmaya olan ilgilerini arttırdık.


            İzmit ODTÜ prefabriklerinde kurduğumuz ikinci atölyede ilkinden farklı problemlerle karşılaştık, prefabrik kent içinde sosyal merkezde yer alan atölyede fiziki şartlar çadırkenttekine kıyasla daha iyiydi. Ancak burası nüfusu az olan küçük bir prefabrik kentti. Dolayısıyla çocuk sayısı da sınırlıydı. Çadırkentte yaşadığımız yoğunluğu burada bulamadık. Cephanelik Çadırkenti’nden buraya gelen fotoğrafçı çocuklar da ulaşım zorluğu yaşıyorlardı. ODTÜ prefabrikleri onların yaşadığı yerlere uzaktı. Belediyeyle görüştüğümüz çocukların kullanabileceği ücretsiz toplu taşıma kartı talebi kabul edilmedi. Buna rağmen çocuklar atölyeye gelmeye devam ettiler. ODTÜ prefabriklerinde yaşayan çocukların futbola olan ilgileri de atölyeyi olumsuz etkileyen nedenler arasındaydı. Havaların ısınmasıyla prefabrik atölyenin fazla ısınması da çalışma sürelerini kısaltmamıza neden oluyordu.

            İzmit Şirintepe atölyesi de ODTÜ atölyesi gibi prefabrik yapıda ve sosyal merkez içinde kuruldu. Burada yakında bir prefabrik kent olmaması en büyük dezavantajdı. Hemen yanıbaşında bulunan ilköğretim okulu ise çocuklara ulaşabileceğimiz bir yerdi. Okulların henüz tatile girmediği dönemde başladığımız atölyeye bu okuldan ilgi yoğundu. Okul yönetiminden aldığımız izinle sınıfları dolaşarak atölyemizi çocuklara anlattık ve onları bizimle atölyede çalışma yapmaya davet ettik. Okulların kapanmasına kadar çocukların atölyeye olan ilgileri yoğun oldu. Okullar kapandıktan sonra çocukların bir kısmı yaz tatili nedeniyle memleketlerine gitmişti bu durum da atölyenin başlangıçta ki sayısını oldukça düşürdü. İzmit Bekirpaşa atölyesi fotoğrafçı çocuklarından ODTÜ atölyesine de katılan 10 çocukla Şirintepe atölyesini SLR atölyesine dönüştürdük.


ÇALIŞMA SONUCU; OTAYA ÇIKAN ÜRÜNLER 

            İzmit Bekirpaşa Eski Cephanelik Çadırkenti Fotoğrafçı Çocuklar Atölyesinde gerçekleştirdiğimiz çalışmayı çocuklarla birlikte sergi baskıları hazırlayarak bitirdik. İlk sergi çadırkentte kurulan kütüphanede gerçekleştirildi. 

“Fotoğrafçı Çocuklar-Depremden Sonra-Fotoğraf Sergisi” yurt içinde ve yurt dışında birçok şehirde sergilendi, festivallere katıldı. Bunlar;

  1. İzmit Bekirpaşa Çadırkent Kütüphanesi
  2. İstanbul Fotoğrafevi galerisi
  3. İzmit S. Demirel Kültür Merkezi 
  4. Viyana Afro Sanat Galerisi
  5. İstanbul Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu
  6. Eskişehir Üniversitesi Galerisi
  7. İzmir Tömer Sanat Galerisi
  8. İstanbul Galatasaray Lisesi
  9. Bursa Şefik Bursalı Sanat Galerisi
  10. Adıyaman Tut Merkez Kıraathanesi
  11. Ankara ODTÜ Oditoryum Galerisi

Kamyon Atölyeler: Hakkari, Değirmendere, Altınoluk, Didim, Kapıkırı Köyü kamyon atölyelerinde de sergiler açıldı.


Yukarıdaki sergilerin dışında Yurtdışı Turnesine de giden “Fotoğrafçı Çocuklar-Depremden Sonra-Fotoğraf Sergisi” Japonya’da 8, Hollanda’da 5,  Almanya’da 2 sergi gerçekleştirdi.

Fotoğraf Albümü: Sergiyle birlikte çocuklar kadar bizi de en çok heyecanlandıran şey bir fotoğraf albümünün ortaya çıkmasıydı; bir fotoğrafçı başka ne isteyebilirdi ki!


Web sitesi: Çalışmanın sonunda, www. photgrapherchildren. org adıyla bir web sitesi yayına girdi.


FOTOĞRAF ATÖLYELERİNİN EĞİTMEN VE ORGANİZASYON GRUBUNA KATKILARI

            İzmit’te depremden sonra Dayanışma Gönüllüleri, Enfants du Monde-Droits de L’homme birlikteliği ile gerçekleştirdiğimiz Fotoğrafçı Çocuklar Atölyesi çalışmasına birçok gönüllü eğitmen katıldı. Katılan eğitmenlerin çoğu daha önce böyle bir çalışmaya katılmamıştı. Aynı zamanda büyük bir afet yaşamış çocuklarla bu kapsamda, tüm aşamaları onlarla birlikte gerçekleştirilen benzer bir çalışma örneği de yoktu. Bu bakımdan çalışmaya katılan gönüllü eğitmenler için de bu bir eğitim süreciydi. Fotoğraf üzerine daha önce öğrenilen bilgiler bu çalışmada büyük bir afet geçirmiş çocuklarla paylaşılacak, onlara öğretilecekti. Atölye çalışmasının yöntemi, programı, konuları, çocuklarla kurulan ilişki, dil, etik gibi meseleler eğitmenler tarafından belirlenecek ve uygulanacaktı. Tüm bunlar eğitmenlerin üzerine düşünerek, tartışarak gerçekleştirdikleri, kendilerini de geliştirdikleri meseleler oldu.

            Dayanışma gönüllüleri faaliyeti olarak başlayan Fotoğrafçı Çocuklar faaliyeti tüm bileşenleriyle kolektif, dayanışmacı, paylaşımcı, çocukların yaratıcılıklarını ortaya çıkarmayı hedefleyen üretken bir çalışma olmuştur. Bu yönüyle çadırkentte başlayan çocuklarla ve gençlerle yapılan resim, müzik, heykel, tiyatro gibi sosyal faaliyetler içinde önemli bir yere sahiptir. Atölye sonrasında ortaya çıkan ürünlerin yurtiçi ve yurtdışında birçok yerde sergilenmesi, fotoğraf atölyesi faaliyetinin farklı televizyon kanallarında haber ve belgesel konusu olması, basında üzerine haberler yapılması da faaliyetin önemini eğitmen ve organizasyon grubu adına arttırmıştır.


FOTOĞRAF ATÖLYESİNİN ÇOCUKLARA KISA VE UZUN VADELİ KATKILARI

            Marmara depreminden sonra gerçekleştirdiğimiz fotoğrafçı çocuklar atölyelerinde onlarca çocuk ve gençle ilişkiye geçtik ve çalıştık. Fotoğraf atölyesi faaliyeti, depremin çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerini azaltarak, çadırkent ve prefabrik kentlerin zor yaşam koşullarındaki hayatlarına bir soluk getirecek, onların yaratıcılıklarını ortaya çıkararak kendilerini ifade etme ve gerçekleştirmelerinde bir araç olacaktı.

            Bugün eğitimci-psikologların da ifade ettiği, 1999 Marmara depreminin çocuklar üzerinde yarattığı olumsuz etkilerin giderilmesinde bölgedeki çadırkent ve prefabrik kentlerde gerçekleştirilen kültür, sanat, spor faaliyetlerinin önemli rol oynadığıydı. Görüldü ki çocukların kendilerini ifade etme, gösterme nedeniyle katıldıkları faaliyetler travmalarını daha çabuk atlatmalarına yardımcı oluyordu.

            Çocukların bu olumsuz şartlar içinde fotoğraf atölyesi çalışmasına olan yoğun ilgileri sevindiriciydi. Çocuklar atölye programına ve çalışma saatlerine de dikkat ediyorlardı. Hatta atölyedeki eğitimleri sabah saatlerinde olan çocuklar atölyeden önce gönüllülerin uyudukları çadırlara gelerek önce bizi uyandırıyorlardı. Bu durum bizi hem sevindiriyor hem de çalışma motivasyonumuzu arttırıyordu.

            Çocukların her biri bir dünya demekti bizim için. Bu nedenle tek bir çocuğun dahi hayatına yapacağımız olumlu bir katkı bizim için değerliydi. Bu çalışma onları yalnızca deprem travmasından uzaklaştırmakla kalmayıp her birinin hayatına dokunmalı, onları sosyalleştirmeli ve onlara başka dünyaların da kapılarını açmalıydı. Yıllar sonra çadırkentteki fotoğrafçı çocuklardan birinin Güzel Sanatlar Fakültesinde okuması, daha sonra bir gazetede editörlük yapması sanırım bizim de bu çalışmaya başlarken aklımızda olmayan, öngörümüzün ötesinde sevindirici bir gelişmeydi.


FOTOĞRAF ATÖLYESİ’NİN AİLELER VE ÇEVRE ÜSTÜNDEKİ ETKİSİ

            Eski Cephanelik Çadırkenti İzmit’in doğusunda alt gelir gurubunun yoğunlukta yaşadığı Bekirpaşa mahallesinde yer almaktaydı. Çadırkente yerleşen aileler de çoğunlukla Bekirpaşa ve çevre mahallelerde oturmaktaydılar. Ailelerde işsizlik oranı yüksekti ve hemen her çadırda birden fazla çocuk aileleriyle birlikte yaşamaktaydı. Bu durumda ailelerin barınma, ısınma, yemek, temizlik gibi temel ihtiyaçlarının yanında çocukların eğitim-öğretim ve sosyal faaliyetler gibi ihtiyaçlarının da karşılanması konusunda da ailelerin desteğe ihtiyaçları vardı. Dayanışma gönüllüleri faaliyeti kapsamında bir kütüphane açılması, çadırkentte kreş vazifesi gören çocuk çadırı ya da gençlerle tiyatro çalışması yapan gençlik çadırı gibi fotoğraf atölyesi de çocuklarla yapılan faaliyetler arasında önemli bir yere sahip oldu.

            Çadırkent ve prefabrik kentlerde gerçekleştirilen atölye çalışmalarında ailelerle iyi ilişkiler kuruldu. Ailelere ziyaretler gerçekleştirildi, yaptığımız çalışmaların amacı, hedefleri ailelerle paylaşıldı, aynı zamanda yaptığımız çalışmaları izlemek isteyen aileler de atölyeyi ziyaret edip yaptığımız çalışmaları yerinde görmeleri sağlandı.

            Çocukların öğrendikleri ve uyguladıkları bir belgesel fotoğraf yöntemi olan foto-röportaj yöntemi, seçtikleri, çekmek istedikleri konuyla insani ilişki ve empati kuran, dolaysız aktarma amacı olan bir yöntemdi. Bir foto-röportaj gerçekleştirirken seçtikleri konular kendi aileleriyle, okullarıyla ya da yaşadıkları çevreyle olan ilişkilerini etkiledi. Çocukların atölyede yaptıkları çalışmalar ve çektikleri konular üzerine ortaya çıkardıkları ürünleri aileleriyle, arkadaşlarıyla ve öğretmenleriyle paylaşmaları hem takdir toplamalarına neden oluyor hem de kendilerine olan güvenlerini arttırıyordu. “Annemin bir günü”, “Çadırkentte yaşam”, “Depremden sonra İzmit” gibi çektikleri konular onların fotoğraf makinesi aracılığıyla kendi dünyalarına, ailelerine ve yaşadıkları çevreye “içeriden bakmalarını” sağladı.
  

ÇOCUKLARLA FOTOĞRAF ATÖLYESİ ÇALIŞMASININ MÜFREDAT VE İŞLEYİŞİ

            1999 Marmara depremi sonrasında öncelikle İzmit’te çadırkent ve prefabrik kentlerde başlayan çocuklarla fotoğraf çalışması daha sonra farklı il, ilçe ve köylerde devam etmiştir. Düzce Hacısüleymanbey ve Aksu Çay köylerinde, İstanbul’da sokakta yaşayan çocuklarla, Diyarbakırda sokakta çalışan çocuklarla, İstanbul Esenyurtta, Roboski’de, Van’da ve gezici fotoğraf atölyesi-fotoğraf kamyonuyla birçok etkinlik ve festivalde yüzlerce çocuk ve gençle fotoğraf atölyeleri gerçekleştirildi. Bu atölyelerde onlarca gönüllü fotoğraf eğitmeni çalıştı. Fotoğraf atölyelerinde çalışan ve gönüllülük temeli üzerinden bir araya gelen eğitmenlerin niteliği, formasyonları, atölyelerde çocuklarla çalışırken nasıl bir program ve yöntem izlemeleri gerektiği fotoğraf atölyelerinin öncelikli meselesidir. Dolayısıyla eğitmenlerin ortak bir müfredat, dil ve işleyişe ihtiyaçları vardır. Çocuklarla yapılan çalışmaların aksamadan sürmesi, aynı atölyede dahi çalışan eğitmenler arasında koordinasyonun ve eğitim birliğinin sağlanması açısından bu önemlidir. Elbette bu müfredat ve işleyiş eğitmen ya da çocukların katılımlarına açık, esnek bir yapıya sahip olmalıdır.

ÇOCUKLARLA FOTOĞRAF ATÖLYESİ ÇALIŞMALARININ SÜREKLİLİĞİ  

            Biz 1999 Marmara depreminden sonra İzmit Eski Cephanelik çadırkentinde bir araya gelen birkaç fotoğrafçı arkadaştık ve depremzedelerle farklı birçok atölyenin, etkinliğin yapıldığı bu çadırkentte çocuklara ve gençlere yönelik fotoğraf atölyesi çalışması yapma kararı aldık. O günden bugüne yurt genelinde sayısız fotoğraf atölyesi çalışması yapıldı ve sayısız çocukla-gençle çalışıldı. 

            Şimdiye kadar gerçekleştirilen bütün fotoğraf atölyelerinin tek bir amacı vardı; “Sözü çocuklara vermek!” bu amaç gerçekten atölyeler nerede yapılırsa yapılsın bu çalışmanın yürütücüleri, destekleyicileri tarafından yadsınamayacak, herkesin ortaklaştığı bir amaçtı. “Fotoğraf” bu amacın sadece bir aracıydı. Ne yaptığımızdan daha önemlisi nasıl yaptığımızdı. Yaptığımız çalışmanın sonucu kadar çalışma süreci de önemliydi, değerliydi.

            Öncelikle biz çocuklarla bir oyun oynuyorduk, bu oyunun kuralları vardı ancak bu kurallar bozulabilirdi, değiştirilebilirdi hem de oyun esnasında. Bu mızıkçılık anlamına gelmiyordu. Gelse de bu oyunda mızıkçılık kötü bir şey değildi. Mesela çekim yaparken mızıkçılık yapıp fotoğraf makinesini ters tutabilirdik. Çocukların söyleyecekleri sözü özgürce söylemeleri, yaratıcılıklarını ortaya çıkarmaları ancak bu şekilde olacaktı. Çocuklar “güzel şeylerin” fotoğrafını çekerken “çirkin şeyleri” de gözden kaçırmıyorlardı. Sevdikleri bir kişinin, ailelerinin hayatlarını fotoğraflarken aynı zamanda yaşadıkları olumsuzlukların, değişmesini istedikleri şeylerin de görüntülerini kaydediyor, belgeliyorlardı. Bu insani bir davranıştı ve çocuklar bunu doğal olarak yapıyorlardı. Çocuklar objektiflerini yaşadıkları hayata çevirmişlerdi, bu hayata dair bir merak etme ve soru sorma süreciydi. Soru: “Neden?”di.

            Çocuklarla Fotoğraf Atölyesi çalışmalarının ilki olan İzmit Eski Cephanelik Çadırkenti Fotoğraf Atölyesi çalışmasının üzerinden 14 yıl aşkın bir süre geçti ve bu süre içinde farklı atölyelerde sayısız çocukla çalışıldı. Bu atölyelere onlarca gönüllü eğitmen katıldı. Yapılan atölye çalışmalarının ürünleri olan sergiler açıldı, kitaplar yayınlandı. Bugün yapmamız gereken çocuklara verdiğimiz sözün onlarda kalmasını sağlamaktır.

            Kapitalist piyasa ekonomisinin eğitim-öğretim faaliyetlerini kuşatma altına aldığı, tek tip insan yetiştiren, özgür düşünce ve yaratıcılığın önünde engel, dünyanın en pahallı ancak sınav odaklı ve niteliksiz okullarının yer aldığı ülkemizde alternatif eğitim modellerine de ihtiyaç her geçen gün artmaktadır. 1973 yılında Aziz Nesin’in Çatalca’da kurduğu “Nesin Vakfı”, İzmir Şirince’de yer alan “Nesin Matematik Köyü”, “Başka Bir Okul Mümkün Derneği”nin Bodrum’da açtığı “Mutlu Keçi ilkokulu” gerçekleştirilen alternatif eğitim modelleri örnekleridir. Bu güne kadar gerçekleştirdiğimiz çocuklarla fotoğraf atölyeleri de alternatif eğitim yöntemleri uygulanarak gerçekleştirilen çalışmalardır. Bu çalışmaların deneyimlerinin bir araya getirilerek gerçekleştirilecek, sürekli kılınacak bir “Çocuklarla Fotoğrafçılık Okulu” yeni bir alternatif eğitim modeli olarak hayata geçirilebilir. Günümüzde meslek liselerinde bölümleri olan fotoğrafçılığın bağımsız, alternatif bir okulunun olması düşünülebilir.      

1999 İzmit Fotoğrafçı Çocuklar Atölyesi

Duygu Sezer


    Aslında hayatım 17 Ağustos 1999 depremiyle değişti. Depremden sonra çok zor bir hayatın beni beklediğini biliyordum. Resmen hayatta kalma mücadelesi veriyorduk. Depremden çok kısa bir süre sonra İzmit Cephanelik Çadır kentine taşındık. Tek bir çadırda ailem ile birlikte kalıyordum. Açıkçası depremin daha ne olduğunu anlamadan depremin getirdiği zorlukları yaşamaya başlamıştık. Küçüktüm ama savaşıyordum. Psikolojim bozuktu ve sağlıklı düşünemiyordum. İşte tam bu zamanda Dayanışma Gönüllüleri ve Fotoğraf atölyesiyle tanıştım. Her gün değişik aktiviteler vardı. 1000 tane çocuk varsa şayet hepsiyle tek tek ilgileniyorlar her akşam masal okuyorlardı. Hani hala  gülebiliyorsak onların desteğini unutmamak lazım . Sabırla ve şefkatle davrandılar her zaman. Her çocuğun özel olduğunu öğrettiler bize. Aslında ben o kadar yaramaz bir çocuktum ki bu anlattıklarımın hiçbiriyle ilgilenmiyordum. İlk zamanlar hiç gitmek istemiyordum.  Annem sürekli yaka paça götürürdü beni atölyeye. O da belki uslanırım düşüncesiyle bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Ama ben  varsa yoksa sokaklarda geziyordum . Ta ki atölyede ceset torbalarını görene kadar  . İlk başta ceset torbalarıyla ne yapıyorlar diye düşündüm sonra bir baktım adamlar yıkadıkları filmleri mandalla asıp, ceset torbalarıyla örerek toz veya herhangi bir şeyden koruyorlarmış. İşte benim hayatımda o gün değişti. Atölyede nerden baksanız 100 tane çocuk vardı. Hepsiyle aynı hoşgörüyle ilgilenmek bence çok zor. Yeniden güleceğimi tabi ki biliyordum ama bu kadar kısa sürede olacağını tahmin etmiyordum. O zamanlar okula gidemiyordum ama onların sayesinde bu açığımı bile kapattım.  Bu yüzden hepsine ayrı ayrı minnettarım.
   Atölyede ilk nasıl fotoğraf çekileceğini ve nasıl basılacağını öğrendim .En güzeli de bir kez olsun hocalarım hiç biri kalbimi kırmadı. Hep arkadaş gibi oldular bana. Aslında hepimize. Belki de kendimi bu yüzden bu kadar özel hissettim. Sadece fotoğraf çekmeyi değil, bana o vizörden baktığımda bambaşka bir hayat gösterdiler. Tabi ki bakabilmekte önemli. Daha 10 yaşındayken nasıl dik durmayı öğrettiler. Gerçekten abartmıyorum.. O zamanlar şunu öğrendim “ Hayal kurmak başarmanın yarısıymış” başardım! Nasıl mı? Şöyle anlatayım; Atölyeye başladıktan sonra bir çok yerlerde sergiler açtık. Ama benim için, içlerinde en gurur verici Japonya maceramdı. Bir gün okuldan eve geliyorum, kapıda bir baktım Japonlar. Benim için gelmişler. Sadece benim için. Belgesel yapmak istiyorlarmış. Hem de  hayatımı.  Neyse konuştuk anlaştık 23 günlük bir belgesel yaptık. Yorucuydu ama güzeldi. Unutulmayacak kadar güzel... Ve  ben o zamanlar daha 13 yaşındaydım. Çekimler bittikten sonra Japonya da gala yapıldı. Davet ettiler ama yaşım ufak diye annem göndermedi. Emir büyük yerden. Ama telefonla canlı bağlantı yaptık. Ve o telefonun ardından duyduğum o çığlıklar, alkışlar ömrüm boyunca yeter bana. Gururlandım ve ilk kez o gün büyüdüğümü hissettim. Ve dedim ya başardım... Ve daha bir sürü röportajım ve sergilerim oldu. Ama her şey den önemlisi bu başarımın ardında tek bir insan vardı. O kişide Özcan YURDALAN'DIR. Bu yaşadığım özel günlerin tek mimarisi o. O bana, bu kadar sabırlı, şefkatli, anlayışlı ve sevgi dolu olmasaydı, ne bu işi bu kadar sever ne de sizlere anlatacağım bugünleri yaşayabilirdim. Hayatım boyunca minnettar kalacağım insanların başında geliyor. Bana emeğinden ötürü başta Özcan YURDALAN olmak üzere, Mehmet KAÇMAZ Gökhan GEZİK, Alp SEZERALP ve Alowu SAYAD' A sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum...
    Çünkü fotoğraf atölyesinde sadece fotoğrafla ilgili şeyler öğrenmedik. Hayata dairde bir sürü sohbetler yapıyorduk. Evimden daha fazla atölyede zaman geçiriyordum desem yeridir. Her günümüz dolu dolu geçiyordu. Sıkıntılarımızı, her sorunumuzu paylaşabiliyordum. Herşey den önemlisi sizi her zaman dinleyebilecek insanların olması çok güzel bir şey. Ne diyebilirim ki teşekkür ederim.. Hani anlatsam roman olur derler ya, öyle bir hikâye bizimkisi. Zorluklarla başlayan,  ama ne mutlu ki sonu güzel biten bir hikâye.  Yazmakla da anlatamam üzerimde ki emeklerini. Umarım benden sonra ki çocuklarda bu kadar şanslı olurlar. Çünkü unutmayalım her çocuk özeldir..
     Şu an 25 yaşındayım. Ve inanın severek yapabildiğim tek şey fotoğraf çekmek. Ama bu kadar çok sevdiğim ve başarılı olduğumu düşündüğüm bu işi ne yazık ki hayat şartları el vermediği için yapamıyorum. Türkiye’ de bu işe pek önem gösterilmiyor. Kaybolmaması gereken bir sanat ve umarım kaybolmaz... Ama ne olursa olsun, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin ne fotoğrafçılığa duyduğum bu aşkı, ne de bana bu aşkı aşılayan çok sevdiğim ve ayrıca saydığım ÖZCAN YURDALAN hocamı kalbimin en özel yerinde tutmaktan vazgeçmeyeceğim..

Gezen Karanlık Oda


GEZEN KARANLIK ODA

BİLAL BABAOĞLU

1999 da meydana gelen Marmara Depremi’nin çocuklar üzerindeki travmatik etkilerinin giderilmesine katkı sağlamak amacıyla Dayanışma Gönüllüleri Derneği tarafından “ Fotoğrafçı Çocuklar Atölyeleri” hayata geçirildi. Bu atölyeler kalıcı-yerleşik atölyeler ve gezici atölye olarak tasarlandı ve uygulandı. Gezici Atölye, bir kamyonun kasasının karanlık oda olarak tasarlanmasıyla sağlandı. Böylece istediğin yere gidebilen karanlık oda çalışmasını mahalle aralarına kadar taşıyabilen bir gezici atölye ortaya çıkmış oldu. Deprem sonrası kent koşullarında bu atölye fotoğraf çalışmalarını depremzede çocuklara ulaşması konusunda çok işe yaradı. Deprem bölgesindeki çalışmalar sona erdikten sonra ise bu “Gezen Atölye”  yurdun çeşitli yerlerinde boy gösterdi, yüzlerce çocuğun “karanlık oda” ve dolaysıyla fotoğrafla tanışmasını sağladı.
Bu atölyenin  ismini çocuklar koydu “Fotoğraf Kamyonu”. Fotoğraf ve kamyon gibi bir araya gelmesi pek ihtimal olmayan iki şeyin bir araya gelmesinden güzel yeni bir “şey” ortaya çıkmış oldu. Fotoğraf kamyonu tasarımından itibaren “çocukların” eseridir. Kamyonun kasası Fotoğrafçı Çocuklar tarafından boyandı, renklendirildi ve kamyon yollara düştü.  Fotoğraf Kamyonu temel olarak iki işleve sahipti
1-     Fotoğrafçı Çocuklar atölyelerinden çıkan fotoğrafların sergilendiği gezici bir galeri
2-     Kamyonun kasasında karanlık oda tekniklerini uygulandığı  gezici bir atölye.

Fotoğraf Kamyonu, Türkiye Fotoğraf tarihinde ilk kez uygulanan, fotoğrafı çocuklara ulaştırmayı başaran değerli ve incelenmeyi hak eden bir atölye uygulamasıdır. Ayrıca gezici galeri yoluyla deprem gerçeğini “Fotoğrafçı Çocukların”ın fotoğraflarıyla yurdun çeşitli yerlerine taşımayı başarmış bir paylaşım-iletişim modeli olarak da incelenmeye değerdir.

Amatör bir fotoğrafçı olarak 2000-2002 yılları arasında Fotoğraf Kamyonu projesinde “rehber” olarak çalışma mutluluğunu yaşadım, bu projeden edindiğim tecrübeleri sizlerle paylaşmaktan heyecan duyuyorum.  Öncelikle bu çalışmaya nasıl katıldığımı söylemek isterim. İÜ İletişim Fakültesinden arkadaşlarım, ilk fotoğraf hocalarım olan Gökhan Gezik ve Mehmet Kaçmaz vesilesiyle Fotoğrafçı çocuklar atölyelerinden haberdardım. Çünkü onlar İzmit ve Değirmendere’de yapılmış olan atölyelerin rehberleriydiler. Kasım 1999 Düzce depreminden sonra aynı atölyeleri Düzce Gölyaka da kurmayı amaçlamışlar. O atölyelerde sorumluluk almak isteyecek birisini ararken ben yapmak isterim dedim ve Fotoğraf atölyeleri ekibiyle yani Özcan Yurdalan, Kemal Cengizkan, Dora Günel , Yücel Tunca ile tanıştım. Bu işe başladığımda amatör bir fotoğrafçıydım halen öyleyim, azıcık da muhabirdim.  2000 yılı Nisan ayında Düzce’nin Gölyaka İlçesi’nin Efteniye bölgesi diye anılan Hacı Süleyman ve Aksu Köylerinde kurulan Fotoğrafçı çocuk atölyelerinde rehber olarak çalışmaya başladım. Hafta sonları atölyeye gidiyor, çocuk arkadaşlarımızla fotoğraf çalışması yapıyorduk. Bu kalıcı sabit bir atölyeydi. O atölye o yaz boyu sürdü dört ay gibi bir sürede yaklaşık yirmi beş çocukla bir atölye çalışması yaptık. Bu çalışmanın sonunda o atölyeye katılan çocuklar bir belgesel fotoğraf sergisi ortaya çıkardı. Fotoğraflar, köyde deprem sonrası yeniden kurulmakta olan hayatı çocukların gözünden sergilemekteydi.  Daha sonra bu sergi , İzmit ve Değirmendere Atölyeleri’ninsergsiyle beraber   Fotoğraf Kamyonu’n sırtında memleketi gezdi.
Mahallenin orta yeri Karanlık Oda
Öncelikle Fotoğraf Kamyonu’nda yapılan çalışmayı size özetlemeliyim.
Fotoğraf kamyonu, evden eve nakliyat yapan kamyonlar gibi kapalı kabinden oluşan, tamamen ışıktan yalıtılmış bir kamyondu. İçinde bir karanlıkodada bulunması gereken ekipmanların bulunduğu ve aynı anda üç-beş kişinin birlikte fotoğraf çalışması yapabileceği bir atölyeydi. Fotoğraf Vakfı’nın projesi olarak faaliyetlerini yürüttü.  Sürekli gezen ring halinde bir atölye olamadı ne yazık ki.  Fotoğraf Kamyonu “mazot” bulunursa yola çıkabiliyordu. Yurdun çeşitli yerlerinde belediyeler, valilikler ve stklar tarafından organize edilmekte olan çeşitli kültür sanat çalışmalarına Fotoğraf Vakfı bu atölyeyi yapmak üzere davet edilir, kamyonun maliyeti organize eden kurum tarafından karşılanması koşuluyla yola çıkılırdı. Buna rağmen bu kamyon iki defa  Hakkariye kadar gidebildi. Ayrıca Macahel’e, Diyarbakır’a, Van’a, Erzincan’a, Afyon’a, Altınoluk ve Didim’e gitti. Bunun yanı sıra İstanbul içinde birkaç farklı yerde arzı endam etti, üç yıl gibi bir sürede yüzlerce çocuğun karanlık oda tecrübesi yaşamasını sağladı.
Fotoğraf kamyonun temel amacı çocuklara “karanlık oda tecrübesi yaşatmak” tı. Niyetimiz çocuklara karanlık odanın kapılarını açmak, onları fotografik büyüyle büyülemekti. Fotoğraf Vakfı fotoğrafçılarının hiç biri profösyonel eğitimci, pedagog vb değildi, fotoğrafçı ya da amatör fotoğrafçılardan oluşuyordu. Bu yönüyle baktığımızda Fotoğraf Kamyonu çalışması da “alternatif bir modeldi”. Eğitim ya da öğretim modeli demiyorum çünkü bizlerin işi eğitim-öğretim değildi, sınırlarımızı biliyorduk. O nedenle kendimize de öğretmen, hoca denilmesini istemiyorduk. Çocukların bizlere isimlerimizle hitap etmesini istiyor ya da abi abla gibi hayatta kullandıkları sıfatları kullanmalarını rica ediyorduk. Biz yaptığımız işi “ fotoğraf bilgisini paylaşmak, fotoğraf yoluyla çocuklarla iletişim kurmak” olarak tarif etmiştik.  Bizim açımızdan çalışma buydu, çocuklar açısından ise “fotoğrafla tanışma” dan ibaretti. Fotoğraf Kamyonu atölyesi “temel fotoğraf eğitimi” de kapsamıyordu. Edebiyat yapmak icap ederse “hoş bir seda bırakmak” diyebiliriz.
Fotoğraf Kamyonu bir yere park eder:
Çocuklarla karşılaşmalarımız çoğunlukla yurdun çeşitli yerlerinde yapılmakta olan Kiraz, Elma, Zeytin, Barış, Kardeşlik gibi sevimli temalarla organize edilen sanat festivalleri dolayısıyla oluyordu. Yani hoş bir atmosferde bir araya gelirdik. Herkesin yüzlerinde çiçekler açmış haldeyken pat diye çocukların önüne bir kamyon çıkıverirdi. Çocuklar tarafından bu buluşma spontane bir buluşma olurdu. Dışı çocuk resimleri, gökkuşağı gibi rengarenk boyanmış kamyonu gören çocuklar anında bu kamyonun kendileriyle ilgili bir şey olduğunu anlar; “oyuncakçı mısınız? hokkabaz mısınız? Sirk misiniz? Gibi sorularla etrafımızda toplanırlardı. Hayır fotoğrafçıyız, sizlerle fotoğraf atölyesi yapmaya geldik diye konuya girer atölyede yapılacak işi anlatırdık:
Fotoğraf Kamyonu aynı zamanda bir “gezici galeri” demiştik. Deprem bölgelerinde yapılan atölyelerin fotoğraflarını kamyonumuzun yanlarına asmakla işe başlardık. Sergi zincirlerimiz ve aparatlarımız vardı. Bu sergiyi asarken başımıza ilk toplanan çocuklar bizlere yardım ederken Fotoğrafçı Çocuklar Atölyesi’ni tanır ve o fotoğrafları ellerine alırdı. Bu müthiş bir paylaşım anıydı. Diyarbakır’da ya da Hakkari’de yaşayan bir çocuk o an o fotoğraf yoluyla “deprem” vakıasını İzmitli ya da Düzceli kendi yaşıtı bir çocuğun gözünden görüyor ve hissedebiliyordu. Çocuklar o fotoğrafla ilgili, fotoğrafı çeken yaşıtlarıyla ilgili bir dolu soru soruyordu.  Ben bu anın kıymetini bu ana defalarca tanık olmuş olmama rağmen şimdi daha iyi anlıyorum ve bu sempozyumun kıymetini de takdir ediyorum. Sempozyumu düzenleyen dostlarıma teşekkür etmek istiyorum. Bizler değerli bir iş yapmışız. Çünkü bu çalışmalardan kazanılan tecrübelerin kayıt altına alınması, metotlar, programlar çıkarılması çok yararlı olacaktır. Şimdi tersini düşünelim. Aynı yıllarda Diyarbakır ya da Hakkari’de yaşayan bir çocuğun çektiği bir fotoğrafı yurdun diğer bölgelerinde yaşayan çocuklar görseydi ne olurdu? Kesinlikle inanıyorum ki daha tez zamanda barışa ulaşılırdı. Fotoğraf Vakfı bunu denedi, Kürdistan’da Fotoğrafçı Çocuklar Atölyeleri açtı, o çalışmalardan sergiler oluşturdu. Hayata tanık olan belgesel değeri tartışılmaz fotoğraflar da çıktı. Bu atölyeler keşke çoğaltılabilse ve devam edebilse, o atölyelerden çıkan fotoğraflar gezici sergilerle yurdun her yerindeki çocuklara ulaşabilse  “barışa katkı sağlamış oluruz”. Ne güzel olur.Bu halen daha mümkün. Bu sempozyumda sunum yaparken hedeflediğim politik meramımı böylece ortaya koyduktan sonra sadede dönüyorum.
Fotoğraf sergisi kamyona asıldıktan sonra Fotoğraf kamyonu atölyesine geçerdik.  Çalışmamamıza yedi yaşından ondört yaşına kadar olan çocuklar katılabilirdi. Biz sınırlamadık kendiliğinden bu sınır ortaya çıktı. Yedi yaşından küçük çocuklar karanlıkta bulunmaktan korkuyor, büyükler de çabucak sıkılıyordu.  Çalışmamız iki etaptan oluşurdu: Açık alanda kompozisyon oluşturmak ve kompozisyonlarını karanlık odaya girerek fotograma taşımak. Bu iki etapta en az birer rehber çocuklara eşlik ederdi. Çalışmaya katılacak çocuklara 10x15 cm boyutunda birer kağıt parçası verirdik. Bu kağıt onların kompozisyon alanıydı. Çocuklardan bu kağıdın üstüne sığacak büyüklükte saydam ya da yarı saydam nesneler toplamalarını isterdik. Daha o an fotoğrafla tanışmış olurlardı. Bir nesnenin saydam olup olmadığını nasıl anlarız diye sorarlardı tabii. Gölgesi çıkıyorsa saydam değildir. Bu bilgiden sonra  çocuklar, fotoğraf işinin ışıkla gölgeyle ilgili bir mevzu olduğunu deneyerek öğreniyorlardı. Saydam olmayan, gölgesi çıkan şeyler bizim işimize yarıyordu. Neydi bunlar? Kozalak, çubuk, taş, yaprak vb. Çocuklardan verdiğimiz kompozisyon kağıtlarının üstüne topladıkları saydam olmayan nesnelerden şekiller oluşturmalarını rica ediyorduk. Nasıl şekiller? Her şey olabilir, taşları çubukları yan yana, alt alta getirerek çeşitli şekiller, ipleri telleri bükerek yeni şekiller, şekilleri yan yana getirerek resimler, imajlar ve onları bir arada kağıt üstünde yerleştirerek kompozisyonlar oluşturmalarını isterdik.  Böylece  çocuklar, “kompozisyonu ögelerine ayırmayı”  tecrübe ediyordu. Bu çocukların görsel algısının, zekasının, becerisinin gelişmesinde çok işlevli bir çalışmaydı. “Siz neymişsiniz be abi” demeyin lütfen mahcup oluruz. Biz bu yaptıklarımızın “bu kadar hayırlı bir iş olduğunu o zaman bu kadar net bilmiyorduk. Daha sonra bizim çalışmalarımızı değerlendiren akademisyen pedegoglar, psikologlar bize  bunun böyle olduğunu söylediler. Çalışmalarıyla da ortaya koydular.  Kağıt üstünde kompozisyon çalışmasından sonra karanlık odaya geçilirdi. Karanlık odada çocuklar kırmızı ışık altında kağıda hazırladıkları kompozisyonlarını fotoğraf kartına taşırlar, agrandizördepozlandıktan sonra fotoğraf kartı sırasıyla geliştirici, durdurucu, tespit edici banyolardan geçer çocukların önene “fotogram” olarak gelirdi.  Bu sürece çocukların yüzlerinden, tepkilerinden tanık olmak benim için çok güzel bir olaydı. Çocuklar büyüleniyor, etkileniyorlardı.  O ana kadar sadece “hele ne olacak bir bakalım duygusuyla katılan çocuklar” beyaz kağıt üzerinde görüntünün oluşumuna tanık olduktan “vavv” diyorlardı. Dışarı çıktan sonra büyük bir merak ve ilgiyle “hele bu iş nasıl oluyor bir anlat” diyorlardı. Böylece fotoğraf ilişkileri kelam yoluyla değil zanaat yoluyla başlamış oluyordu. Yaparak, görerek, tecrübe ederek öğreniyorlardı. Çocuk öğrenme sürecinde aktif oluyordu. 
Karanlık oda çalışmasından sonra fotogramlar tekrar sahiplerine iade ediliyor ve ilk başta onlara verilen 10x15 cm boyutundaki  kağıtlarınakopmozisyonlarını yazmalarını rica ediyorduk. Yazmak istemeyen yazmıyor ya da yazma aşamasında daha başka bir şey uydurmak isteyen de uydurabiliyor, istediği hikayeyi yazabilme imkanına sahipti. Fotgram pozitif baskı tekniğidir. Fotoğraf kartına saydam olmaya nesneyi koyup pozlarsanız cisim ışık geçirmediğinden altında kalan kısım beyaz kalır, fotoğraf kartının ışık alan kısımları ışık görmüş olduğundan siyah olur. Böylece siyah beyaz bir fotografik ürün ortaya çıkar. Çocukların fotogramlarını ellerine aldıktan sonra farklı kompozisyon yazmaya meyil etmeleri de bence tesadüf değildi. Çünkü onlar  topladıkları nesnelerin sadece grafikleriyle imajlar ve kompozisyonlar oluşturduklarınıfotogramın gördükten sonra idrak ediyorlar. Şekil çağrışımlarıyla birlikte başta düşündüklerinden farklı kompozisyonlar yazma, hikayelerini geliştirme ihtiyacı duyuyorlardı. Biz rehberler olarak bu sürece müdahale etmiyor sadece isterlerse hikayelerini değiştirme, farklı şeyler “uydurma” şansları olduğunu hatırlatıyorduk. Uydurmak kavramı da bu çalışmada çocuklardan öğrendiğimiz ve değerli bir kavramdır. Hatta diyebilirim ki Fotoğraf Kamyonu çalışması başından sonuna “uydurma” bir iştir. Uydurmak, bir şeyin bir başka şeye ulanması, yakıştırılması, ilişkilendirilmesiyle oluşturulan, bilinçli ya da bilinç akışıyla gelişen,  anlamlı olsun ya da olmasın ama mutlaka en azından uyduran için kıymetli bir şeydir. Duma dumadum ben bir yalan uydurdum deyip bu bahsi kapatıyorum.
 Ulusal bir gazetede fotomuhabir olarak çalışırken İzmit Depremi sonlik yapmaktayken Fotoğrafçı Çocuklar Atölyelerine dahil oldum. Kasım 1999 depreminden

Yoksulluk ve sosyal dışlanma tehditi altında yaşayan çocularla gerçekleştirilmiş fotoğraf atölyesi çalışmaları

ROMAN TOPLULUKLAR İÇİN YEREL SOSYAL POLİTİKAL GELİŞTİRME PROJESİ KAPSAMINDA YÜRÜTÜLEN ATÖLYELERİN GENEL ANLATIMI

BAŞAK EREL


2006- 2008 yılları arasında gerçekleştirilen Roman Topluluklar için Yerel Sosyal Politikalar Geliştirme Projesi kapsamında Zonguldak, Çanakkale, Batman ve Mardin/Nusaybin illerinde fotoğraf atölyesi çalışmaları yürütülmüştür. Söz konusu proje Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği ve Açık Toplum Enstitüsü Türkiye Temsilciliği tarafından finanse edilmiş ve Sosyal Kültürel Yaşamı Geliştirme Derneği'nin  Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politikalar Forumu ile ortaklaşa yürüttüğü ve Edirne Roman Derneği ve Diyarbakır Çocuklar Aynı Çatı Altında Derneği tarafından desteklenmiştir. Projenin saha çalışmaları her ilde söz konusu ilin en yoksul mahallesinde yürütülecek mülakat çalışmaları ve söz konusu mahallelere hizmet sunan kamu kurum ve kuruluşlarıyla yürütülecek mülakat çalışmaları sonrasında mülakatlarda ortaya çıkan sorunların çözümlerine yönelik tartışmaların yürütüleceği toplantılar olarak planlanmıştı. Çocuklarla yürütülen fotoğraf atölyeleri fikri ise söz konusu mahallelerde yaşayan çocukların yaşadıkları sıkıntıları ve/veya özlemlerini görünür kılabilecek bir method olarak ortaya çıkmıştı. Fakat yürütülmesi planlanan atölyelerin öncesinde çalışma ekibinin Kocaeli/İzmit'te sabit bir karanlık odada üçer aylık, her haftasonu yürütülmüş olan fotoğraf atölyesi çalışmasından farklı bir method uygulanmalıydı. Çalışmanın yürütüleceği her şehirde üçer günlük sokak atölyeleri olarak yürütüen çalışmaya  Zonguldak'ta 13, Çanakkale'de 11, Batman'da 17 ve Mardin/Nusaybin'de 9 katılımcı olmak üzere toplamda 52 çocuk katıldı. 7-14 yaş grubu çocukların katıldığı çalışmalar mahallelerde bas-çek makinalarla gerçekleştirilen çekim çalışmalarından ve sonrasında yine mahallelerde gerçekleştirilen sergilerden oluşmuştu. Çocuklarla sürdürülen 3 günlük kısa çalışmaların aslında odağı çocukların gözünden söz konusu mekanların tasvir edilebileceği görsellerin oluşturulması oldu, nitekim proje çalışma yürütülen illerdeki mahallelere yönelik uygulanabilir sosyal polikalar önerilerinin sunulacağı bir kitap çalışması halinde tamamlandı ve kitapta raporun yanısıra çocukların ürettiği fotoğraflara da yer verildi.Yürütülen üç günlük çalışmanın içeriği ise şöyleydi:

- makine, ışık, kadraj anlatımı ve filmsiz makine ile çekim alıştırması
- Filmli ortak çekim çalışması, nitekim çocuklarla hiçbir konu yönlendirilmesine gidilmedi, fakat genel olarak her çocuğun isteği kendi ailesini ve evini çekmek yönündeydi.
- Çocuklara çekimi yapılmış fotoğrafların dağıtımı ve serginin mahallenin onların istedikleri bir yerinde hazırlanması.

Atölye çalışmaları esnasında çalışma yürüttüğümüz mahallelerin fiziki koşullarından dolayı bir çok sıkıntı yaşandı; fakat yaşanan en önemli sıkıntı methodolojik bir hatadan kaynaklanan bir sıkıntıydı; çalışmalarda ortak çekimler gerçekleştirildiğinden sonrasında hangi çocuğun hangi filmin hangi karelerini çektiği anlaşılamıyordu. Tek atölye eğitmeni ile çalışılmış olması da çalışmanın kalabalık çocuk grupları ile yürütülmesi açısından ek zorluklara sebebiyet vermişti.

Atölyelerin tüm ürünlerinin sergilendiği yerel sergiler adını verdiğimiz çalışma ilde yürütülen tüm saha çalışmasının en son aktivitesi olarak gerçekleştiriliyordu ve sergiler mahallenin tek kamusal mekanlarında çocuklarla birlikte varolan koşullar ne ise o şekilde hazırlanıyordu. Sergi çalışmasının en önemli görevi ise ilde söz konusu mahalleye hizmet sunmakla yükümlü kurum ve kuruluşların temsilcilerinin davet edilmesi oluyordu. yani 'girilmez, girilirse de sağlam çıkılmaz' olarak adledilen söz konusu mahallelerdeki sergilere belediye başkanları yahut il sosyal hizmetler müdürü çoğu kez ilk defa geliyordu. çocuklar ise sergilenen çalışmanın kendilerinin olmasından dolayı ve ağırlanan konukların öneminden dolayı haklı gururlarını yüzlerinde taşıyorlardı.

Çalışma toplamında 13 makara film çekimi gerçekleştirilmiş ve yayınlanan nihai raporda atölye üretimlerinden toplam 22 kare fotoğrafa yer verilmiştir.  Buna ek olarak her ilde gerçekleştirilen mahalle sergileri yerel basında yer tutmuştur.

a. Zonguldak atölyesi anlatımı:
Çalışma Zonguldak ilinde 2006 yılının mart ayında yürütülmüştür. Şehir merkezine 10 dakikalık yürüyüş mesafesinde bulunan İkinci Makas  ve onun hemen karşı tepesinde bulunan Boru mahallelerinde yürütülmüştür.  Genel olarak çöp toplayıcılığı ile geçimini sağlayan söz konusu mahallelerde çocuklarda toplayıcılığa aileleri ile çıkmaktaydılar. Bu sebeple çekim çalışmasını bir günü bir abla ve üç kardeşten oluşan bir ekiple birlikte şehir merkezine çocuklara birlikte çıkılmış ve çocuklarla birlikte onlar çalışırken bir yandan çekim çalışması yapılmıştır.

Mahallede yürütülen ve üç gün süren atölye çalışmasına 7-14 yaş grubu aralığında 13 çocuk katılmıştır ve atölye tek eğitmen ile gerçekleştirilmiştir. söz konusu mahalle Zonguldak'ın bilinen 'en tehlikeli' mahallesi olarak anılmaktadır. Çocuklar ile tanışıldıktan sonra kısa sohbetler yoluyla içi boş makine ile filmsiz çekim gerçekleştirilmiş ertesi gün ise bir önceki günden ne hatırladıklarımız sohbeti edilerek bu sefer filmli çekim gerçekleştirilmiştir. Toplam üç makara film ile toplu çekim yapılmıştır ve hemen ertesi gün çocuklara çekilen fotoğraflar basılarak dağıtılmıştır.
Çalışmanın son gününde ise mahallenin ortasında ki bir duvarda çocukların seçtikleri tüm fotoğraflar sergilenmiştir. Sergiye katılan dönemin belediye başkanı serginin gerçekleştirildiği İkinci Makas Mahallesi'ne ilk defa o gün o vesile ile gelmiştir, bu durum çocuklarda büyük sevinç oluşturmuştur. 

b. Çanakkale atölyesi anlatımı:
Çalışma Çanakkale'nin resmi olarak İsmetpaşa mahallesine bağlı olan fakat tüm şehir tarafından ilk yerleşim zamanında 1980lerin başında bir Atatürk büstü dükülerek yıkımı engellenmiş bir mahalle olduğundan herkes tarafından bilinen adıyla Atatürk mahallesinde gerçekleştirilmişti. söz konusu mahalle şehir merkezinin beş km dışında, belediye tarafından sadece günde bir sabah bir akşam okula devam eden çocuklara yönelik bir toplu ulaşım hizmeti dışında bir hizmet sunulmayan ve aslında baraj mevkiinde olduğundan yerleşime de izin verilmeyen bir mahalledir. mahalle barajın kapakları açıldığında sel riski bölgesinde olduğundan elektrik ve genel su hizmetinden de yararlanamaktadır. mahalleli akşamları yaktıkları lüküsler ile ışıkğı sağlamakta ve su gereksinimlerini ise mahallenin ortasında bulunan iki adet musluktan karşılamaktadırlar. çalışma 2006 yılının haziran ayında 7-14 yaş grubu aralığında bulunan 11 çocuk ile gerçekleştirilmiştir. 

c. Batman atölyesi anlatımı:
Batman'da fotoğraf atölyeleri 2006 yılının temmuz ayında merkeze bağlı Bayındır ve Seyitler Mahalleleri'nde gerçekleştirilmiştir. Seyitler Mahallesi'nin fiziki koşulları oldukça sıkıntılıdır, çalışma yürütülen bölümde yani 3050. sokakta kanalizasyon üstü açık bir dereye akmaktadır. mahallenin küçük bir kısmında yeleşik bulunan Domlar bir kısmı derme çatma barakalarda bir kısmı ise çadırlarda ikamet ediyorlardı. aslında söz konusu evlerin dışında boşboş olan arazide sadece tek bir duvar bulunuyordu nitekim sergi de bu sözü geçen duvarda gerçekleştirildi.
-Bayındır Mahalesi'ne bağlı az sayıda Dom hanesinin bulunduğu bölgedenin durumu da Seyitler Mahallesi'nden farksızdı, açık bir kanalizasyonun aktığı dere olmasada derme çatma barakalar dışında bir duvar bile yoktu. Çalışmaya 7-15 yaş grubu arasında 17 çocuk katıldı.  Çalışmanın sergi bölümüne katılan en yüksek rütbeli kamu görevlisi olan belediyenin sosyal hizmetler müdürünün sergiye geldiğinde yaptığı ilk yorum 'burayı nerden bulduz siz yahu' oldu, yolda gelirken yeri bulmakta zorluk çekmişlerdi fakat maalesef işin komik olmayan yanı şuydu ki söz konusu mahalle belediyenin hizmet bölgesi dahilindeydi.

- Çalışma dahilinde yaşanan en önemli sorun tek eğitmenin kürtçe bilmemesinden kaynaklanıyordu. Okula devam etmeyen çocuklarla okula devam eden çocukların  tercümeleri yoluyla anlaşıldı ve .

d. Mardin/Nusaybin atölyesi anlatımı:
Mardin/Nusaybin ilçesinde atölyeler Çağçağ deresinin kıyısında yaşayan dom gruplarla gerçekleştirildi. Çalışmaya toplamda 9 çocuk katıldı. Çalışmanın en önemli problemi dildi. Okula devam etmeyen çocuklarla devam eden çocukların tercüme desteği yoluyla anlaşıldı.

2- ‘Roman Topluluklar için Bütünlüklü Sosyal Politikalar Geliştirme Projesi’  kapsamında yürütülen atölyelerin genel anlatımı:

Söz konusu çalışmayı takiben 2010-2012 yılları arasında Romanların yaşadığı yoksulluk ve sosyal dışlanmanın çok boyutlu süreçlerini,  pratiklerini görünür kılmaya odaklanan ‘Roman Topluluklar için Bütünlüklü Sosyal Politikalar Geliştirme Projesi’ Edirne Roman Kültürünü Araştırma Geliştirme Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (EDROM), Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu ve Anadolu Kültür tarafından yürütüldü. Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu’nun “Demokratikleşme ve İnsan Hakları Programı” kapsamında sağlanan maddi destek ile gerçekleştirildi ve projeye İsveç İstanbul Başkonsolosluğu da katkıda bulundu. 

Proje kapsamında gerçekleştirilen saha çalışmaları İstanbul, Erzurum, Samsun, Konya, İzmir/Bergama ve Hatay/ Antakya illerinde yürütülmüştür. Söz konusu çalışmalarda, Romanların yaşadıkları yoksulluk ve sosyal dışlanmanın çocuklar üzerindeki etkilerini açığa çıkarmaya yönelik bir çalışma olarak, çalışma yürütülen mahallelerde 9-16 yaş grubu çocuklar ile fotoğraf atölyeleri oluşturulmuş, atölye katılımcısı çocuklar ile onların mekân algıları üzerine yazılı ve görsel üretimler gerçekleştirilmiştir.

Atölyelere katılan çocukların illere göre dağılımı;
Erzurum                      : 17 katılımcı (9 makara renkli negatif)
Samsun                        : 10 katılımcı (10 makara renkli negatif + 1 makara toplu çekim)
Konya                         : 11 katılımcı (11 makara renkli negatif)
İzmir/ Bergama            : 7 katılımcı (7 makara renkli negatif + 2 makara toplu çekim)
Hatay/Antakya           : 10 kalımcı (20 makara renkli negatif)

Toplamda 55 katılımcı ile yürütülen fotoğraf atölyeleri son il uygulaması olan Hatay haricinde her katılımcı ile 1 makara film çekmek suretiyle tamamlanmıştır. Hatay ilinde ise her katılımcı ile 2’şer makara film çekimi gerçekleştirilmiştir. Atölyeler süresince toplu çekimler dahil olmak üzere toplam 60 makara renkli negatif çekimi gerçekleştirilmiştir.

Erzurum Fotoğraf Atölyesi (Haziran 2010)

Erzurum ilinde 2010 yılının haziran ayında gerçekleştirilen Yakutiye ilçesinde bulunan Emin Kulpu Mahallesi ve onun 100 metre aşağısında bulunan Abdurrahman Ağa Mahallelerinde toplam 17 katılımcı ile gerçekleştirildi.

Çalışmaya öncelikli olarak fotoğraf çalışmasına gönüllü çocukların belirlenebilmesi amacıyla toplu sohbetlerle başlandı. Çocuklarla sohbetlerin ana çerçevesi mahalede ve okullarda yaşam koşulları olmuştur. Sohbet çalışmasının ardından ‘mahallemin nasıl olmasını isterdim’ konulu yazı çalışması gerçekleştirilmiştir. Yazı çalışmasına katılamayan çocuklarla da aynı sırada resim çalışmaları yapılmıştır. Söz konusu çalışmanın 9-13 yaş grubu çocuklarla fotoğraf çalışması yapılması, çocukların aileleri ile de konuşulup izin alındıktan sonra kararlaştırılmıştır;

- Çalışma esnasında kız çocuklarının hemen hemen hepsinin kendilerinden küçük yaştaki kardeşlerinin bakım sorumluluklarını taşımalarından dolayı, küçük kardeşlere yönelik resim ve oyun çalışmaları da yürütülmüş ve söz konusu durum belirlenen grup ile fotoğraf çalışmalarına zaman zaman ket vurmuştur. Çocuklar mahallelerindeki oyun parkı eksikliğinden oldukça sık bahsetmişler ve buna ek olarak kız çocukları park olsa bile erkeklerden dolayı oraya gidemeyeceklerini bu sebeple de erkeklerden ayrı bir park talep ettiklerini hem dillendirmişler hem de yazılarında dile getirmişlerdi.

- Emin Kulpu Mahallesi’nin 100 metre aşağısında bulunan Abdurrahman Ağa Mahallesi’nin tam ortasında, yaklaşık bir yıl önce belediye tarafından yapılmış bir çocuk parkı bulunmaktaydı. Fakat iki mahallenin çocukları arasında bulunan anşalmazlıklardan dolayı Emin Kulpu Mahallesi çocukları Abdurrahman Ağa Mahallesi’nde bulunan parktan yararlanamadıklarını ifade etmişlerdi. Söz konusu yararlanamama durumu Abdurrahman Ağa Mahallesi’nde bulunan kız çocukları tarafından da şöyle ifade edilmişti; ‘erkek çocuklar parkta iken annelerimiz bizi salmıyorlar’.

- Çalışmalar için mahallelerde uygun yer bulunması en önemli sıkıntı olmuştur. Söz konusu çalışma esnasında grupda bulunan ve yaşları kız arkadaşlarına göre büyük olan (15 yaş) çocukların çalışmaya katılmasının kız çocukları (ve özellikle anneleri) tarafından sorun olacağı belitilmiştir.

-  Çalışmalarda ışık, film ve fotoğraf makinesi üzerine sohbet edilmiş ve mahallede fotoğraf makineleri ile film olmadan çekim alıştırması yapılmıştı. Söz konusu çalışma esnasında çocuklar ile mahaledeki sevdikleri/kendilerini rahat hissettikleri yerler ve sevmedikleri/kendilerini rahatsız hissettikleri yerler üzerine sohbet edilmişti. Söz konusu çalışma bittiğinde her bir çocuğun neleri çekmek istediği de az çok belirlenmişti. 

- Emin Kulpu Mahallesi’nde 1’er makara filmlik 2 saat süren fotoğraf çekimi çalışması gerçekleştirilmişti. Fotoğraf çekimi yoğunluklu olarak çocukların hepsinin okuduğu Gazi İlköğretim Okulu bahçesinde ve etrafında gerçekleştirildi. Çekim esnasında en dikkat çeken olay, çocukların okulun bahçesine girdiklerinde çocuklara okul arkadaşlarının ‘neden okula gelmiyorsunuz?’ sorusuna cevap vermeyip (ama bu sorunun onları rahatsız ettiği açıktı), onlarla okulun bahçesinde en sevdikleri yerlerde fotoğraf çekmeleri olmuştu. Sorunun cevabı şu nedenle önemliydi; çocuklarla fotoğraf çalışmasını planlarken hepsi son hafta ders olmadığından okula devam etmediklerini söylüyorlardı. Fakat öğretmenleri son hafta da olsa ders yaptıklarını söylemişti. bu vesileyle çocukların aslında çok sevdikleri okulda yaşadıkları dışlanma gün yüzüne çıkmıştı.

- Abdurrahman Ağa Mahallesi’nden çocuklarla gerçekleştirilen çekim çalışmasında mahallenin üst tarafında kalan, yoksul ama şıhbızın olmayan ve Dağ Mahallesi olarak bilinen bölgeye ve Tabiya denilen tarihi alana da gidildi. Çocuklarla çalışırken en dikkat çeken nokta çocukların kendi sokaklarından ayrıldıktan sonra diğer çocuklar ile yaşadıkları problemlerdi. Dağ mahallesinden ve sonraki sokaklardan geçerken sürekli diğer çocuklarla sözlü atışmalar yaşıyorlardı ve başka zamanlarda bu mahallelere çok gelmediklerini gelirlerse kendilerini savunmaları gerektiğini söylüyorlardı. Sanki mahaleleri onların duvarları olmayan cezaevleriydi.

-  Çekim çalışmalarının tamamlanmasının ardından çalışmaya katılan tüm çocuklara çektikleri fotoğraflar basılı olarak teslim edildi. Sonra sergi için fotoğraf seçimine başlandı. Sergi için seçtikleri fotoğrafları renkli kocaman kâğıtlara yerleştirirken bir de o fotoğrafların hikâyelerini anlatıyor çocuklardı bize… Çalışmanın bu kısmının adı “odak grup sohbetleri” diyorduk. Proje danışmanımız Başak Ekim Akkan tarafından gerçekleştirilen Odak grup sohbetlerinde, her bir çocuktan seçtikleri fotoğraflarını renkli kartonlara tercih ettikleri bir biçimde yerleştirmeleri isteniyordu ve onlarla çektikleri fotoğraflar üzerine mülakat çalışması gerçekleştiriliyordu. Fotoğrafların ardında akan ses kaydı söz konusu mülakatlardan montajlanarak gerçekleştirilmiştir. Söz konusu çalışma için mahallede uygun bir mekân bulunmadığından mahallenin hemen girişinde bulunan Erzurum Belediyesi Temizlik İşleri birim binasında gerçekleştirildi.

- Çalışma dahilinde gerçekleştirilecek serginin davetiye yazılırı da film kutularına sığdırımış olarak çocuklarla birlikte hazırlandı.

- 24.06.2010 tarihinde Emin Kulbu Mahallesi’nde muhtarlığın yanında bulunan boş alanda duvara ip gerilmesi suretiyle üzerlerine fotoğraflar ve resimlerin yapıştırıldığı renkli kartonlar asıldı. Sergi açılışına Sosyal Hizmetler İl Müdürü, Emin Kulbu Mahalle Muhtarı, Doğan Haber Ajansı, İhlas Haber Ajansı, mahalleli ve çocuklar katıldı.

b. Samsun atölyesi anlatımı:  (Temmuz 2010)

- Samsun ili Canik İlçesi'ne bağlı Yavuz Selim Mahallesi ve 264 Evler TOKİ Konutları Mevkii'nde gerçekleştirilen fotoğraf atölyesi çalışmalarına, Erzurum deneyiminden çıkarttığımız dersler doğrultusunda önce mahallede uygun bir alan bulmaya çalıştık. Karadeniz Bölgesi Roman Kültürünü Araştırma Eğitim ve Kalkındırma Derneği’nin Yavuz Selim Mahallesi’nde bulunan iki katlı binasının üst katı çok uygundu, dernek yönetiminden çalışmaya desteklerini rica ettik. Çalışmanın sohbet ve yazı çalışmaları kısımlarını böylelikle dış etkenlere maruz kalmadan gerçekleştirebildik.

- Yavuz Selim Mahallesi Samsun'un artık çalışmayan mezbahanesinin hemen üstünde buulunan ve eskiden teneke evler olarak da bilinen 264 Evler TOKİ Konutları Mevkii'ne kıyasla daha üst sınıf romanların yaşadığı bir mahalleydi. Sebebi ise mahallede 90ların ortasına kadar açık alan tütün fabrikasında çalışmış ailelerinde bulunmasıydı, fakat çalışmanın yürütüldüğü 2010 yazında genel olarak mahalleliler eve temizliğe giderek geçimlerini sürdürüyorlardı. Yavuz Selim Mahallesi'nden yürüyerek 5 dakika uzaklıkta bulunan 264 Evler TOKİ Konutları Mevkii'nde ikamet edenler ise genel olarak toplayıcılık ile geçinmekteydiler.

- Samsun’da yürüttüğümüz atölye10 çocuğun katılımıyla gerçekleşti.

- İki yıldır ikamet ettikleri beş katlı TOKİ apartmanlarını çok yüksek bulduklarını ve mahallede komşularıyla çok dip dibe yaşamak durumunda kaldıklarından dolayı sık sık aileler arası kavgaların yaşandığını anlatıyorlardı. Kendilerinin bundan dolayı sıkıntıya düştüğünü sıklıkla ifade eden çocuklar, eski mahallelerini çok daha ‘ferah’ olarak anımsıyorlardı. Konutlara yerleştirildikleri ilk zamanlarda bir çocuk parkının bulunduğunu söylemişlerdi; şimdi yerinde bulunmayan parka ne olduğunu sorduğumuzda ise aldığımız cevap: “Çocuklar çok oynuyorlar diye biri gelip söktü bir gün.” olmuştu.

- Çocuklarla iki günlük çekim çalışmalarını TOKİ apartmanlarının yaşam koşullarını fotoğraflayarak geçirdik. Eski mahallenin anıları ise çekimlerimize, sohbetimizde eşlik etti.   
- Samsun fotoğraf atölyesinden çıkarttığımız deneyimi Konya atölyesinde uygulamak üzere bir kenara not düştük; hali hazırda arkadaş olan çocuk grupları ile atölye çalışmasına başlarsak, daha verimli bir çalışma ve üretim ortamı sağlayabilirdik.

c. Konya atölyesi anlatımı: Ağustos 2010

- Konya'da yürütülen çalışma Mevlana ilçesinde bulunan Yeni Mahalle'de yürütüldü, yeni mahalle genel olarak toplayıcılıkla geçinen alevi romanların ikamet ettiği toprak evlerin bulunduğu, arazisi merkeze iyice yakınlaşmış ve zaman içinde değer kazanmış, bu sebepten dolayı kentsel dönüşüm riski ile karşı karşıya kalan bir mahalleydi. 

-Konya Yeni Mahalle’de yaşayan çocukların mahalle içinde en sık vakit geçirdikleri yer, mahallenin yanı başından geçen otoyolun öbür tarafında bulunan ilkokulları ve onun bahçesindeki oyun parkıydı. Fakat okulun önünde trafik ışığı bulunmadığından ve otoyoldan araçlar çok hızlı geçtiği için oyun parkına ulaşmamız epey riskliydi. Çocuklar aynı zamanda mahallenin bir kilometre kadar uzağında bulunan Mevlana Kültür Merkezi’nin yemyeşil ve kocaman bahçesini de ara sıra oyun parkı olarak kullanıyorlardı.

- Atölye çalışmaları için başlangıçta okulun bahçesinde buluştuk. Küçük kardeşlerin bakım sorumluluğu Konya’da da atölye çalışmalarımıza yansıdı, bir yandan “küçük çocuklarla” okulun bahçesinde resim yaparken onlara bakmakla yükümlü “büyük çocuklarla” fotoğraf atölyesi yürüttük.

-10 katılımcıyla atölyeyi gerçekleştiriyoruz, Yeni Mahalle’de… Çekimler sırasında iki gruba ayrılmamız çalışmanın verimliliği açısından gerekliydi. Çocuklar kızlar ve erkekler olarak iki gruba ayrılmayı tercih ediyorlardı. Bizde müdahale etmiyorduk böyle bir duruma, çünkü önemli olan çocukların üretimleri esnasıda rahat olmalarıydı..

d. Bergama atölyesi anlatımı : Ağustos 2010

- Bergama’nın Atmaca Mahallesi, aynı zamanda ünlü klarnetçi Hüsnü Şenlendirici’nin de mahallesi olmanın gururunu taşıyordu. Atölyeler için tanıştığımız çocukların bir dans grubu vardı. Dans grubu Atmaca Kültür Turizm Derneği bünyesinde kurulmuştu. Hepsi de ilköğretimi bitirmiş kız çocuklarıydı. Dans grubuna ek olarak bir marangozhanede çıraklık yapan bir erkek çocuk da atölyenin katılımcılarından oldu. Yazı çalışmalarını çocuklardan birinin müsait olan evinde gerçekleştirdik. Mahallenin tüm sevilen ve sevilmeyen yerlerini listeleyip çekime hazırlandık. Ve 13-16 yaş grubu arasında toplamda 7 çocuk katılımıyla gerçekleştirdik atölyeyi.

- Atmaca Mahallesi’nde yaşayanların geçim kaynaklarından biri de mevsimlik tarım işçiliği. Tarlaya her yaştan çocuklarını götürmek zorunda kalan aileler çoğunlukta. Bu nedenle biz de atölyeyi bir gün için tarlaya taşıdık. Aileleri ile giden, 10 yaşın altındaki çocuklar tarlaya alınmıyordu. Otobüste bütün gün çalışan annelerini beklemek zorunda olan çocuklarla gerçekleştirdiğimiz fotoğraf atölyesi hem onların maruz kaldığı elverişsiz koşulları, hem de çalışmak zorunda kalan kardeşlerinin “iş” koşullarını ortaya koyuyor nitelikteydi.

- Bergama Fotoğraf Atölyesinin yerel sergisini önce mahallenin girişinde bulunan kahvelerin olduğu meydanda yapsak mı diye düşünmüştük. Fakat çocuklarla konuyu değerlendirdiğimizde fark ettik ki; meydan kahvelerden dolayı kadın ve çocukların rahat olarak katılımına açık bir mekân değil. Çocukların önerisi ile yine mahallenin girişinde bulunan Atatürk İlköğretim Okulu’nun bahçesini sergi mekânına dönüştürmek için okul müdüründen izin aldık. Bergama Belediyesi de sergiye ses sistemi kurarak destek oldu. Sergi açılışında Atmaca Mahallesi’nde kurulmuş olan Bergama Roman Kadın Derneği ve Atmaca Kültür Turizm Derneği dans grupları gösteri yaptı ve böylece sergi açılışı tam bir şenliğe dönüştü.

e. Antakya/Hatay atölyesi anlatımı Eylül 2010

- Antakya’da fotoğraf atölyesi çalışmalarına Emek ve Saraykent Mahalleleri’nde yaşayan 10 çocukla Dom Kabilesi Kültürünü Araştırma Geliştirme Yardımlaşma Dayanışma Derneği (Dom-Der) binasında başladık. Dernek vesilesiyle tanıştığımız çocuk grubu aynı zamanda Sevgi Tohumları adlı bir futbol takımının oyuncularıydı. Futbol takımı Antakya Belediyesi’nden emekli futbol antrenörü, aynı zamanda kentin sivil aktörlerinden olan Yüksel Coşkun’un Dom çocuklarla iki aydır yürüttüğü kızlar ve erkekler futbol çalışmaları dahilinde kurulmuş bir takımdı. Spor Antakyalı çocukların hayatında önemli bir yere sahipti. Takımın organizasyonundan sorumlu bir ablası var: Hatice, 18 yaşında. Fotoğraf atölyesinde bize asistanlık yaptı.
- Dom-Der’in sunduğu olanaklar sayesinde hem çekim öncesi hem de sonrasında çocuklarla uzun uzun yazı çalışmaları yapabildik. Her bir fotoğraf üzerine bir kompozisyon yazdık.
- Antakya Fotoğraf Atölyesi yerel sergisini de Dom-Der binasında yapmaya karar verdik. Atölye katılımcısı çocukların aileleri ve derneğin kadın üyeleri de serginin ikramlarını hazırladılar. Hep beraber el birliği ile hazırladığımız sergiye Hatay ili Vali Yardımcısı da geldi, çocuklar coşkuyla karşıladılar bu durumu…


3. Çocukların Objektifinde Dışlanmanın Roman Halleri Fotoğraf Sergisi

Saha çalışmalarını tamamlayıp İstanbul'a döndüğümüzde tüm il uygulamalarındaki atölye üretimlerine yanyana baktığımızda fotoğraflar, ses kayıtları ve tüm videoları tekrar gözden geçirdiğimizde fark ettik ki çocuklar yaşadıkları mekanlara dair o kadar çok şey anlatıyorlardı ki, tüm atölye üretimlerini yanyana koyduğumuz bir sergi çalışmanın başlangıçta da düşünülen 'çocukların kendi sıkıntılarını değişik yöntemlerle anlatabileceği' fikrini ispatlar nitelikteydi. Bu noktada proje ortağı Anadolu Kültür'ün önayak olması ile Tütün Depo'sunun ağırlayacağı bir toplu sergi çalışmalarına başladık.

Sergi hem çocukların fotoğrafları, hem sözlü anlatımları, hem mahallelerde çekilmiş videolar hem de atölyeler esnasında çakilmiş videolardan oluştu. Ve aşağıdaki kısa metin ile birlikte Aralık 2011-Ocak 2012 tarihleri arasında izleyicilerle buluştu:

“Mekanlar çocuğun ilişkilerini kurduğu ve anlamlar yüklediği yerler olarak çocukluğun yaşanış biçimlerini şekillendirir. Mekanlar çocukların tecrübelerini duygularını, umutlarını ve endişelerini belirler. Okul, mahalle ev gibi çocukların zamanlarını geçirdikleri mekanlar, değerlerin üretildiği ve farklı ifade biçimlerinin hayat bulduğu kültürel bir alan anlamına da gelir. Çocukların gözünden yaşadıkları mekanları, bu mekanların çocukların yaşamlarını şekillendiriş biçimini anlamak bu yüzden önemlidir.”